Yukarı

Bisikletli Cunda Macerası

Bu yıl Bike İzmir Bisiklet Topluluğu tarafından yedincisi düzenlenen Cunda turuna katılım her zamankinden fazla oldu. Cunda yolcuları 21 Eylül sabahı saat 8:30’da Aliağa İzban istasyonu’nda buluştu. Yapacağımız yolculuk için hem heyecanlıydık hem de çok sabırsızlanıyorduk. Birkaç gün önceden açılan konuşma grubumuza geri sayımın heyecanı çoktan yansımıştı. 50’ye yakın pedal dostu için çanta ve ağırlıkların çok önemi yoktu, çünkü Bisan’ın sağlamış olduğu destek aracına hepsi yüklenecekti. Biz kendi hafifliğimizle ve tatil keyfimizle sabah serinliğinde yollara düştük. 

O rotayı pedallayanlar bilir, Aliağa’nın içinden bize her turumuzda katılan bir sokak dostumuz vardır. Bu sokak köpeği tam bir bisikletçi dostudur. Her zaman koşarak, çok büyük bir heyecanla aramıza katılır ve bize 10 km kadar eşlik eder. Çok inatçıdır ve bizi bırakmak istemez. Bu sefer de tam böyle oldu. Takati kalmayana kadar bizi takip etti. Zıplayışı ve kuyruk hareketlerinden heyecanını bize sonuna kadar hissettirdi. Işıklarda durduğumuzda kendini sevdirdi, her bisikletçinin yanına gidip, tek tek tanıştı. Gerçek ve karşılıksız sevgiyi bir kez daha iliklerimizde hissettik. Şakran’a yakın bir ışıkta bizi artık takip etmemesi için yalvarıyorduk, su bile içecek hali kalmamıştı, kendi orada kaldı ama bizim de aklımız onunla…

İlk mola yerimiz çıkıştan yaklaşık 20 kilometre sonra Şakran’da nezih bir mola yeri idi. Orada yapılan kahvaltıya kadar sert rüzgar ile mücadele etmiştik. Biliyorduk ki; o rotada her zaman rüzgar karşıdan eser. Ama bu sefer biraz fazla idi. Yine de bu rüzgarın keyfimizi kaçırmasına izin vermedik, rüzgara meydan okuduk ve harcadığımız eforun ödüllerini kahvaltı molamızda aldık. Bergama ayrımına kadar kafa rüzgarı devam etti, ama sonra rüzgar arkamıza geçti. Yola devam etmek daha keyifli ve pedal çevirmeden yükselen hızın yüzümüzü güldürdüğü bir sürüş yaptık ve sonunda Sarımsaklı’ya ulaştık. 

Sabah biraz rötarlı hareket ettiğimiz için o gecikme ile Sarımsaklı’ya 16:00 gibi ulaşabildik ve burada 1 saat yemek ve dinlenme molası verdik. Denizi çok seven dostlar Sarımsaklı’da suya girdi. Karnını doyuranlar ve kahvelerini yudumlayanlar, benim bu yolculukta en sevdiğim son 10 km sürüş için hazırdı. İşte bu kısmı nasıl anlatırım bilemem, görmeniz lazım, o havayı solumanız, o kokuyu duymanız lazım. Sarımsaklı’dan Ayvalık’a devam eden o sahil şeridi, tekneler, takalar, artık alçalmaya başlayan güneşin sudaki yansıması eşliğinde, mavi-yeşil kıyıdan sürmek… Her Cunda turunda ömrümü uzatır. 10 km’lik bu rotayı o kadar yavaş süreriz ki, herkes doya doya manzaranın tadına varsın. Yavaş yaşamak bu olsa gerek…

Ayvalık’ın içine girdiğimizde bu kent her daim bizi alkış ve tezahüratla karşılardı, yine öyle oldu. 50 bisikletliyi gören esnaf ve yayalar el salladı, alkışladı, kornalar çalındı… Trafiği biraz yavaşlatsak da kimse sinirlenmez, işte bu kısmını seviyorum, Ayvalık’ta ayrı bir bisiklet kültürü var. Halk sempati ile yaklaşıp, üst düzeyde saygı gösteriyor. 

Ayvalık’ın çarşısında 1942’den beri hizmet veren Güler Tatlıhanesi’ne uğramadan otelimize gitmedik. 100 km bisiklet sürmüş olmanın gururu ile hakettiğimiz meşhur lor tatlısını yedik. Tabi küçük bir dükkan ve çok geniş olmayan çarşı sokağında biraz curcuna yaratmış olduk ama bahsettiğim gibi herkes çok sempatik yaklaşarak, hoşgörülü davrandı. Misavirperverlikleri her yıl olduğu gibi bu yıl da bizi çok mutlu etti. 

Nihayet otele yerleştik ve ardından bize “özel” dolmuş servisimiz, Zeki abimizle olan kısa ama bir o kadar unutulmaz yolculuğa vakit gelmişti. Zeki abinin YOLCUSU olma keyfini yaşamanız lazım.Özelliği ne derseniz, Zeki abi biz her Ayvalık’a geldiğimizde bizi yemek yiyeceğimiz mekana götürür ve geri alır, dolmuşta sadece biz olduğumuz için hengamenin dozu biraz kaçar, havada uçuşan espriler, kahkahalar ve dolmuşun mavi koridor ışıkları ayrı bir atmosfer oluşturur. Her defasında Zeki abi ile yolculuk, resmen turun kendisinin önüne geçiyor.  

Kısa dolmuş yolcuğumuz sonrasında bizim için hazırlanmış kocaman bir alanda, bizi bekleyen yemeklerimize kavuştuk. Cunda’ya has bir balık olan Papalina, menümüzün ana yemeği idi… Cunda’ya gelip de Papalina yemeden olmazdı elbette. Gecenin bir diğer sürprizi de gruptaki arkadaşlarımızdan Sertan Türközü’nün yaşgünü olması idi. Bu yemekle beraber onun yaşgününü de kutladık, mumlar üflendi, iyi dilekler iletildi. Dostlarla çok güzel bir gece idi. 

Sabah planlandığı gibi saat 11:00’de yola çıktık, Sarımsaklı’ya kadar olan o güzel yolda tüm ağırlığımızı bırakarak yol aldık. Sabah serinliği vardı, rüzgar çok azdı ve deniz kokusunu içimize çekerek Ayvalık’a veda ettik. Dikili’de yer alan Motorcunun Evi’ne kadar mola vermedik. Motorcunun Evi tam bir bisiklet ve motorsiklet dostu mekan. En büyük tutkusu da bisiklet ve motorudur.  Her yıl mutlaka bir kere uğrarız. Eli bol menüleri, gözlemesi, organik karadut suyu, ayranı ile bizi her daim mükemmel ağırlar. 

İlk günün aksine dönüş yolunda rüzgar bize hep yardım etti. Bergama’ya geldiğimizde neredeyse yorulmamıştık bile, ama çok acıkmıştık. Bergama köftesi ile midelerimiz bayram etti, zaten yolumuzu da yarılamıştık, yüklerimiz Bisan’ın destek aracında, dolayısı ile sırtımız rahattı. Şakran’da mola verdiğimiz köy kahvesine kadar nasıl pedalladık bilmiyorum, sohbet, muhabbet derken yol bitiverdi. Şakran’da ise bizi bir sürpriz bekliyordu. Beni en mutlu eden anlardan biri bu oldu. Bizi Aliağa’dan Şakran’a kadar takip eden dostumuz geceyi Şakran’da geçirmiş olacak ki; bizi orada yeniden karşıladı. Molada onun karnını doyurup, suyunu içirmenin mutluluğunu yaşadım. En sıcak havalarda bile bizi bırakmadan, tükenene kadar bizimle koşan kısa bacaklı tombiş dostumuzla bu sefer ilgilenebildik. Tabii ki mola sonrası hemen bizimle koşmaya başladı ancak biz Şakran rampasından inerken yetişemedi ve vedalaşmak zorunda kaldık. 

Bu turumuzda bir kez daha anladım ki, biz sadece pedallamıyor, hayatlara da dokunuyoruz. Bizi hiç terketmeyen canlara karşılıksız sevgimizi veriyor, fedakar annenin başarma gücünü görüyor, yeniden yürüyebilmenin heyecanını ve haklı gururunu duyuyor, oğlu için inat eden bir babanın sonsuz gayretini hissediyoruz. Bike İzmir olarak biz, camdan değil candan yaşıyoruz.

Gezimizden kısa kesitler sunduğumuz videomuzu da izlemeyi unutmayın.

Yorum Yap