Yukarı

Alüminyum mu Karbon Fiber mi

2 000’li yıllar uçuk bisiklet teknolojilerinin dönemiydi. 2010’lu yıllara geldiğimizde ise bu teknolojilerin ucuzladığına, alınabilecek seviyelere düştüğüne şahit olduk. 2020 yılına aylar kala karbon fiber ve alüminyum bisiklet parçalarının birbirlerine göre olan farklarını, zayıflıklarını ve güçlü yanlarını size açıklamaya karar verdik.

Bisikletlerde kullanılan malzemeler içinde uzun yıllar boyunca metal alaşımları başı çekti. Sebebi basitti; insanoğlu metal işlemeye alışıktı ve ıskarta malzemeler eritilip yeniden kullanılabiliyordu. Fakat 80’li yılların sonuna doğru hatta tam olarak 1986’da karbon fiber gövdeye sahip bisikletler ortaya çıkmaya başladı. Tabi bu teknoloji uzay çağı ürünü olduğu için hiç ucuz değildi. Üretimi zahmetli olduğu gibi fiyatları da otomobilleri aratmıyordu. Ayrıca bulması da kolay değildi. 90’larda karbon fiber üretimi yaygınlaşmaya başladı ama alüminyum işleme teknolojisi de yerinde saymıyordu. Yeni alaşımlar ve farklı dipçikleme/dövme/kademeleme(butting) metodları daha hafif metal parçaların yapılmasına olanak tanıyordu.

Günümüze geldiğimizde çoğu büyük markanın hem alüminyum hem de karbon fiber modelleri ürün gamlarını süslüyor. Commencal gibi alüminyumdan şaşmayan markalar olduğu gibi Santa Cruz gibi karbon fiber ağırlıklı üretim yapan markalar da mevcut. Aynı zamanda Sram ve Shimano gibi bisiklet parçası devleri de çoğu modelinde kompozitleri kullanıyor.

Peki karbon fiber ve alüminyumun birbirlerine göre üstün oldukları noktalar neler?

Alüminyum parçaların gerek talaşlı üretiminde gerekse döküm tekniği ile üretiminde insan hayatını tehlikeye atan atıklar ortaya çıkmaz. Bu yüzden tesis kurulum ve atık bertaraf maliyeti düşüktür. Dolayısı ile alüminyum parçaların son kullanıcıya olan mali yükü de görece düşüktür. Karbon fiber üretiminde ise alüminyumun tam tersine insan sağlığına zararlı atıklar ortaya çıkar. Karbon fiber parça üretiminde ortaya çıkan toz akciğerlere birinci elden zarar verir. Bu yüzden tesislerde özel havalandırma ve filtre sistemleri kullanılır. Ayrıca ortaya çıkan atıkların da yeniden kullanımı çok güçtür. Geçmişte karbon fiber elyafları işleme için çarşaftan kesilirken günümüzde teknolojinin ilerlemesi ile kullanılacak parça şeklinde örülerek hammadde zayiyatı azaltılmaya başlandı. Bu sayede karbon fiber maliyetleri aşağılara çekilmeye başlandı. Fakat karbon fiber tozu halen oldukça zararlı bir madde durumunda.

Karbon fiber eskiden baklava desenliydi. Boyasız bir karbon fiberi gördüğünüzde hemen tanıyabilirdiniz. Yeni parçaya göre örüm tekniği sayesinde çoğu karbon fiber parça ve kadronun üzerinde ancak leke şeklinde yığılmalar görülebiliyor. Bunun sebebi ise kadronun esnememesi gereken kısımlarında karbon fiberin daha yoğun olarak kullanılmasıdır. Aynı teknik alüminyum kadrolarda kademeli kalınlık olarak kullanılmaktadır. Kadroların birleşim yerleri gibi kısımlarda daha yüksek gerilimler olduğundan dolayı malzemenin et kalınlığı artmakta, aynı şekilde yükün az olduğu yerlerde et kalınlığı azalmaktadır. Kadronun üzerinde yazan “Double Butted” ya da “Tripple Butted” ibareleri az önce bahsettiğimiz cidar ölçülerinden kaç tane olduğunu gösterir. “Double Butted” yazanlarda iki farklı et kalınlığı kullanılırken “Tripple Butted” yazanlarda üç farklı et kalınlığı kullanılır.

Genel olarak doğru bilinen yanlışlardan birini de açıklığa kavuşturalım. “Karbon fiber kadrolar alüminyum kadrolardan hafiftir”. Bu bilgi her zaman geçerli değildir. Eş fiyata sahip iki kadro aynı ağırlıkta olabilir. Bir parçanın karbon fiber olması her zaman hafif olması anlamına gelmez. Karbon fiber genelde yüksek güç taşıma ve sağlamlık yeteneği için tercih edilir. Yani her zaman “karbon fiber olan daha iyidir” söyleyişi doğru olmayabilir. Hatta güncel karbon fiber bisikletlerde tamamı boyalı modeller az görülür ve oldukça pahalılardır. Bunun sebebi boyanın parçaları ağırlaştırmasıdır. Kaliteli bir boya ve kaliteli bir karbon fiber parçanın maliyeti ise halen oldukça yüksektir.

Gidon, gidon boynu, sele ve sele borusu gibi parçalarda karbon fiber kullanımı tamamen kişisel tercihtir. Gidonda karbon fiber esnekliği çok düşürdüğü için sarsıntılı sürüşlerde tercih edilmez. Özellikle amortisöre sahip olmayan yol bisikletlerinde konfora önem veren sürücüler alüminyum gidonu tercih ederler. Sele ve sele borusu konusunda da aynı hususlar geçerlidir. Trek markasının bu konuda IsoSpeed adında bir çalışması mevcut. Seledeki titreşimi almak için kadro bağlantı noktasında elastomer ve mesnet gibi teknolojileri kullanarak parça malzemesinden bağımsız konfor hedeflenmektedir.

Tekerleklerde kullanılan karbon fiberde ağırlığın azaltılıp öteleme enerjisinin azaltılması hedeflenmektedir. Fakat unutulmamalıdır ki; burada da karbon fiberin esnemezliğinden ortaya çıkan konforsuzluk kendini gösterecektir. Frenleme konusunda da alüminyum denklerine göre zayıflıklar görülmektedir. Bu sorun disk frenler ile aşılmış durumdadır. Fakat fiyat konusu jant setlerinde halen uçurum seviyesindedir.

Peki bu malzemelerin türleri var mı? Alüminyumda farklı alaşımlar kullanılmaktadır. Genellikle 6000 ve 7000 serisi alaşımlar işleme şekline göre tercih edilir. Karbon fiberde ise T500’den T1200’lere kadar farklı yoğunlukta örümler mevcut. Sayı yükseldikçe esnemezlik artıyor. Pinarello F serisinde en yüksek yoğunluklar kullanılırken neredeyse aynı görüntüye sahip Gan serisinde daha düşük yoğunluklar kullanılmaktadır. Bu sayede performans odaklı olmayan sürücüler için daha konforlu bisikletler üretilmektedir.

Yazımızdan anlayacağınız üzere karbon fiber farklı gözükmesinin dışında performans odaklı bir teknoloji denebilir. Yüksek performans odaklı sürüşler için tercih edilmesini öneriyoruz. Fakat günümüzde alüminyum parçaların da azımsanamayacak kalitede olduklarını da unutmayın diyoruz. 

Yorumlar

  • Hüseyin Halit Aksoy
    5 Ekim 2020

    Değerli bilgileriniz içi. Teşekkür ediyorum

Yorum Yap