Yukarı

Bircan Akpınar

Bircan Akpınar’ı tanıyabilir miyiz?

İzmir’de 11 Temmuz 1996’da doğdum. Kısaca çocukluğumdan bahsetmem gerekirse…

Anasınıfına gitme çağıma gelene kadar nenemin askeri sistemiyle büyüdüm.

Annemin anasınıfı öğretmeni olmasının yararlarını kullanarak 2 sene üst üste anasınıfına gittikten sonra ilkokula terfi ettim denilebilir. Aslında anaokulunun masterını yapıp 6 yaşında 1. sınıfa başlatıldım bu ailemin benim için verdiği en güzel kararlardan biri.

Bu ne işime mi yaradı; 17 yaşında üniversiteye başlamamı ve birçok şeyle erken yaşta karşılaşmamı sağladı.

Ailemden bahsetmek gerekirse, çekirdek bir ailenin ikinci kız çocuğuyum bir ablam var kendisi su ürünleri mühendisliğinde yüksek lisansını yeni bitirdi. Annem emekli anasınıfı öğretmeni babam ise sadece emekli ve daima destekçi 

Nenem ve bir köpeğimizle birlikte İzmir’in Urla ilçesinde yaşıyoruz. 

İlkokuldan sonra genel anlamda üniversiteye kadar bütün öğretim hayatımı Urla’da sürdürdüm.  Ailenin IQ seviyesi yüksek olan ablam sayesinde üstün yetenekliler okulunda okuma hakkı kazandım ama ne hak 1. Sınıfta 34 alabilen bir öğrenciydim aklımın derslere bastığı dönem üniversite oldu diyebilirim.

Öncesinde hatırlanmak istenecek büyük bir başarım yoktur, spor haricinde. Gene ailemin doğru yönlendirmelerinden biri jimnastik, 5 yaşımdan bu yana yaptığım bir spor, profesyonellik seviyesine kadar gelemesem de hayatımı şekillendiren en önemli şey spordur. Hayatımı şekillendirmek derken spor bilimleri fakültesinde yöneticilik bölümünde okudum bölümünün en genci bendim 17 yaşında üniversiteye başlamak ve yıl açısından dolduramadığım 21 yaşında mezun olup bölümünün en genç mezunu olmak bana kısmet oldu.

Şu an ise Ege Üniversitesi’nde spor yönetimi ana bilim dalında yüksek lisans yapıyorum ve tezim için çalışmalarımı bitirip en kısa zaman da mezun olmayı amaçlamaktayım. Spor yapmak ve spor camiasının içerisinde olmak daima aktif halde olmanızı gerektiren bir durumdur. Üniversite yıllarımda birçok sporla tanıştım bazıları hayatımın baş köşesinde yer aldı. Hem takım hem de bireysel branşların birçoğunda gücüm yettikçe yer aldım. 17 yaşında bir üniversiteliyseniz toy bir şekilde bulduğunuz her şeye saldırabiliyorsunuz. Ben de öyle yaptım hayatıma aldığım ilk spor Amerikan futbolu oldu. Şimdi kafalarda soru, kadınlar da oynuyor mu? Tabii ki de oynuyor açıkçası benim uzunca bir dönem en önem verdiğim spor oldu. Tabi bu sıralarda birçok sporla uğraş içerisindeydim. Oryantiring diye bir sporla tanıştım kafa da sorular belirir hemen oryantal mi demek istedi acaba diye ama değil. Oryantiringi ilk olarak koşarak yaptım daha sonrasında kayak ve bisikletle de yapılabilen bir branş olduğundan onları da denemek istedim. 

Denemelerim sonucu başarılı olmak için önümde bir engel olmadığını gördüm ve ilk olarak kayakla oryantiring de ve daha sonrasında bisikletle oryantiring branşında milli takıma seçildim. Ülkemizi Avrupa ve dünya şampiyonalarında temsil etme hakkı kazandım. Şimdi gelelim yaptığımız spor ne?

* Oryantiring sporunu tanıtabilir misiniz?

Oryantiring nedir dendiğinde; harita ve pusula yardımı ile yön bulmayı içeren, zamana karşı yapılan bir spor. Farklı arazi koşullarında yapılabilse de genellikle ormanlık arazide yapılması tercih edilmektedir. Çoğu ülkede federasyonlar halinde örgütlenmiştir ve belirli kurallar çerçevesinde gerçekleştirilir. Kayakla, bisikletle, koşarak ve tekerlekli sandalyeyle bu spor yapılmaktadır.

* Bisiklet sporuyla uğraşma hikayenizi alabilir miyiz?

Yukarda da bahsettiğim gibi oryantiring sporuyla tanıştıktan sonra bisiklet benim hayatımda yer kazandı. Bunun öncesinde spor olarak olmasa da hayatımda hep iki tekerin yeri vardı. Motosiklet ve bisiklet bu iki tekerli ikili vazgeçilemeyecek bir tutku. Bisikletle Oryantiring Türkiye şampiyonalarına katıldım. İlk zamanlar milli takım içerisinde yer almasam da daha sonrasında yerimi alabilmem için adım adım ilerlemem gerekti. Yarışlara kendi bütçemle elimden geldiğince katıldım. Katılırken bisikletim bile yoktu. Her gittiğim şehirde kiralayabilecek bir yer bularak kiraladım ve yarıştım. En son milli takıma seçildiğim zaman yarışmamız Kapadokya’da gerçekleşti. Orada da tekrar bisiklet kiraladım, her geçen sene daha da bilinçleniyordum bu sefer kiraladığım bisikletin birçok özelliğini kontrol ettim. Yarışmaya kiralık bir bisikletle çıksam da açık ara farkla birinci oldum ve milli takıma seçildim. Milli takımın Danimarka’da yapılacak olan dünya şampiyonasına katılım sağlayacağı duyuruldu. 

Federasyonumuz yalnızca bir sporcunun giderlerini karşılayabileceğini ve hak kazanan diğer sporcularında sponsor buldukları takdirde gidebileceklerini söyledi. Esas mücadele şimdi başlıyordu benim için. Ortada ne bir bisikletim ne düzgün bir ekipmanım ne de Danimarka’ya gidebilecek bir bütçem vardı. Ortada olan tek şey kazandığım hakkım, birinciliğim ve başarabileceğime olan inancım…

* Başarılarınızdan bahseder misiniz?

2014 yılında Kayakla Oryantiring Türkiye Şampiyonu, 2015 yılında Bisikletle Oryantiring Türkiye ikincisi, 2016 yılında tekrar Türkiye Şampiyonu oldum.

2017 yılında koşarak oryantiring yarışlarına katılarak biraz daha harita biraz daha deneyim kazandım. 2018 yılında kayakla oryantiring Türkiye şampiyonasına katıldım yarışmalarımız iki günden oluşuyor ve iki günlük mücadelenin ardından milli takım belirleniyor. Ben ilk gün ikinci oldum, ikinci gün ise yaptığım ufak bir hatayla diskalifiye oldum. Milli takım ellerimden kayıp öylece gitti. Açıkçası benim için çok büyük bir hayal kırıklığı oldu. O dönem içerisinde başka bir yarışa katılmadım. 2019 yılı itibariyle yarışlara keskin bir geri dönüş yaptım. Tabi bu dönem içerisinde boş durmadım ufak ufak hazırlıklar antrenmanlar yaptım. 2019 sezonu kayak yarışıyla başladı bir İzmirli için zor olsa da yapmayı denedim ve başardım milli takıma seçilerek ülkemizi Avrupa şampiyonasında temsil etme hakkı kazandım. Branşımız o kadar yeni bir branş ki, birçoğumuz hayatında görmediği yarışlara görmediği bir atmosfere ilk defa tanık oldu. Avrupa şampiyonasına ilk kez ev sahipliği yapan Türkiye’ydi ve biz ülkemizde yarıştık.

Çok büyük bir başarı elde edemedik. Çünkü dediğim gibi hayatımızda ilk defa yarışıyorduk. Rakiplerimiz İsveç, Norveç, Danimarka, Finlandiya ve daha birçok ülkeydi. Bu yarış bizler için tecrübeli ülkelerin arasında biz de varız dediğimiz bir yarış oldu. Kayak sezonunun sonlanmasıyla bisiklet sezonu başlamış oldu. Kapadokya’da yapılan Türkiye şampiyonasına katılarak birinci oldum ve milli takıma seçildim. Daha sonrasında zorlu arayışlarla maddi ve manevi imkanlar bularak eksiklerimi tamamlayıp Danimarka’da dünya şampiyonasında yarışabildim. Türkiye ilk defa o platformda yer alıyordu. Rakiplerimiz birçok Avrupa ülkesiydi. Ülkemizi en iyi şekilde temsil ettik ve yurdumuza geri döndük. Daha sonrasında hemen ardından dünya kupası yarışının olduğunu görerek o yarışa katılma talebinde bulundum. Almanya’da yapılmış olan dünya kupasına katılan ilk ve tek Türk sporcu oldum. 

21 tane ülke bayrağı arasında Türk bayrağını dalgalandıran tek kişiydim ve tek başımaydım yanımda ne bir takım arkadaşı ne de bir görevli vardı. Her yarış bir tecrübe ve üstüne katarak ilerliyordum.

* Milli takım sporcusu olarak ülkemizi en son Danimarka ve Almanya’da temsil ettiniz. Buradaki deneyimlerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Avrupa ülkeleri bizlere göre bu sporda daha gelişmişler. Bizim yeni tanıdığımız bu branş onlar için uzun yıllardır süre gelen çocukluklarından bu yana yaptıkları bir spor. Bu yarışlarda birçok arkadaş edindim birçok tecrübe kazandım. Çok şey öğrendim ve gün geçtikçe de öğrenmeye devam ediyorum. İlk gittiğim Danimarka yarışında acemilik, bilgisizlik en üst seviyedeydi. Sponsor destekli sahip olduğum bir bisikletim vardı altımda. İster istemez rakiplerinle kendini kıyasladığın da oluyor. Rakiplerimin altındaki bisikletlere baktığımda maddi değerleri benimkinin belki de 15-20 katı daha fazlaydı. Ekipmanlar, maddi imkanları olan diğer takımları gördüğümüzde kıyaslama yapıyoruz ki bu en doğal hakkımız. Adamlar günlerce aylarca kamp süreci atlatıp testler, performansları göz önünde bulundurularak, ülkesinin en iyisi olup buraya gelmiş. Tecrübe desen kim bilir kaçıncı kez bu yarışa katılıyor. Bizse ilk defa boy göstermeye çalıştığımız bir yerdeyiz. 

Kampsız, tecrübesiz, ekipmansız ve maddi imkansızlıkların baş göstermiş olduğu bir yerdeyiz. Danimarka bir tecrübe oldu. İlk defa yarışmama rağmen çok da kötü bir sıralamada değildim. Danimarka benim için bir dönüm noktası oldu. Danimarka’da gördüklerim ve edindiğim tecrübe beni hep daha fazlasını istemem konusunda teşvik etti. Döner dönmez Almanya dünya kupası için hazırlıklara başlamıştım. Tekrar tekrar sponsor kapılarını eskittim, maddi imkanlar yaratmaya çalıştım. Küçük küçük destekler aldım ve gittim. İlk ve tek Türk sporcu olarak elit kadınlar kategorisinde yarıştım. Tek başımaydım hiç kimse yanımda yoktu. Ama Almanya federasyonu ve diğer takımdakiler beni durmadan teşvik ediyorlardı. İlk defa geldiniz ama hep gelin Türkiye’yi burada görmekten gurur duyuyoruz diyorlardı. Danimarka yarışına göre biraz daha tecrübeli olarak Almanya yarışımı sonlandırdım. Dünya sıralamasında bir önceki yarışlara katılamadığım için puan alamasam da 29. sırada yerimi almış oldum. İlk heyecan ilk başarı. 

İkinci heyecan ve daha büyük bir başarı için çalışmalara devam. Onlar yapabiliyorsa ben de yapabilirim. Dünya ya da Avrupa şampiyonunda olup da bende olmayan bir şey olduğunu düşünmüyorum ki var ise bunu tamamlamak için tüm gücümle enerjimi ortaya koyuyorum. Başarı çok yakında sadece emek olursa yemek olur. Umarım bu yemeği hep birlikte yeriz.

* Oryantiring sporuyla ilgili destek görebiliyor musunuz? Şikayetleriniz ve istekleriniz nelerdir?

Yaptığımız spor ülkemizde çok bilinen bir spor olmadığından/olamadığından sporu insanlara, firmalara anlatmakta ve bu spor için onlardan destek almakta aşırı derecede zorlanıyorum. Her yarış bizler için ayrı bir bütçe. Her antrenman beni güçlendirse de ekipmanlar durmadan güçsüzleşiyor. Masrafsız nefes almıyoruz neredeyse. Güzel bir başarı istiyorsak bunun için yatırım yapmanız gerekiyor. Ben kendime antrenman yaparak bu yatırımı sağlayabiliyorum. Sponsorlara da vaad edebildiğim tek şey “başarı sizinle birlikte gelebilecek”. Siz benim yanımda olun ben de sizlerle adım adım başarıya ilerleyeyim. Onlara verebileceğim şu an için hiçbir şey yok ama uzun vadede birçok şey olabilir. Şu an Türkiye’de herkesi geçmiş şampiyon olmuş açık ara birinci olmuş biri olsam da aşmam gereken yer burası değil. Avrupa’da hangi seviyedeyim, dünya sıralamasında nereye gelebiliyorum. Yükselmemek için önümüzde hiçbir engel yok. 

Adım adım ilerlemeliyiz şimdi olmasa da bir gün o başarı gelecek ve o başarı geldiğinde şu an sponsorluk için mücadele ettiğim insanlar belki de yanımda durmak için mücadele edecek. Çok zorluk çekiyorum sponsor bulmak para bulmak öyle kolay olmuyor. Belki de tanımadığımız kodaman kişilerin bir gecede yemek masasında bıraktığı paraya ben ülkemi yurtdışında temsil ediyorum. Paraya ulaşmak insanlara ulaşmak zor ama imkânsız değil. Birçok küçük sponsorluklarla yarışma giderlerimi karşılıyorum onlara sonsuz teşekkürler. Belki de birçok kişi için küçük rakamlar benim için çok büyük anlamlar ifade ediyor. Başarı bizlere altın tepsiyle sunulmuyor.

* Oryantiring sporuna olan ilgiyi nasıl görüyorsunuz? Ülkemizde bu spor dalını tanıtmak için neler yapılabilir? 

Birçok organizasyon yapılıyor, ulusal bazda birçok tanıtım yapılıyor ama ne kadarı etkili olabiliyor bunları bilmiyorum. Federasyonumuz bu sporu tanıtmak için eminim ki birçok çalışma içerisinde yer alıyor. Olimpik ve çok izlenen bir branş olmadığımız için her şey kısıtlı noktada. Ülke tarafından spora ayrılan bütçe herkesin bildiği üzere çok değil. Biz bir futbol federasyonu değiliz, büyük paralar dönmüyor bizim içerimizde ama bu ilerleyen zamanlarda dönmeyeceği anlamına da gelmiyor. Şahsi görüşüm bizim gibi gelecek vaat edebilecek sporların büyük firmalar tarafından sahiplenilebiliyor olması gerek. Bizler futbolu hep bilsek de basketbolu Ülker, Efes gibi büyük firmalar sahiplendiğinde tanıdık, voleybolu Vakıfbank gibi firmalar başarı elde edince gördük. Kayak federasyonunu bile birçok kişi Milka ile tanıdı. Bizler de büyük bir firma himayesinde sahiplenilirsek maddi sorunlar bir nebze de olsa ortadan kaldırılsa, düşünebileceğimiz tek şey daha başarılı olmak için ne yapabiliriz. 

Para olmaması şu an en büyük kaçamak noktamız. Para yoktu yapamadık, para yoktu katılamadık, para olmadığından gelişemedik. Para faktörünü ortadan kaldıracak bir himayeye sahip olduğumuzda daha başarılı nasıl olacağız diyebiliriz diye düşünüyorum. Gün geçtikçe bu spora olan ilgi artmaya devam ediyor. İnsanlar sıradanlıktan kurtulup extrem bir şeyler arayışı içerisinde ve bizim yaptığımız spor anne baba çocuk üçlüsünü hatta nene ve dede ile aile formatında devam edebiliyor. Yaptığımız sporun bir yaşı yok. 7’den 70’e herkes bu sporu yapabilir. Bu yüzden oryantiring. 

* Günlük antrenmanlarınızdan bahseder misiniz? Yarışmalara nasıl hazırlanıyorsunuz?

Sezonluk olarak antrenmanlarım değişiklik gösterebiliyor. Kış sezonu için kayak ve tekerlekli kayaklarla antrenman yapıyorum. Hava şartları uygun oldukça antrenmanlarımı sahilde yapıyorum. Hava şartları uygun olmadığında ise salonda çalışmalarıma devam ediyorum. Yarışma dönemleri öncesi antrenmanlarım daha sık olup normal yaptığım antrenman düzeyinden hep bir iki tık daha ağır seviyede oluyor. Yaptığım spor bedensel güçle birlikte zihinsel gücün de olması gerektiği bir spor. Her ne kadar güçlü bir sporcu olsanız da haritayı okuyup anlamadığınızda ve yol almadığınızda sahip olduğunuz gücün hiçbir anlamı olmadığını anlıyorsunuz. Genellikle hafta içi bireysel ve bedensel güç antrenmanlarım olup hafta sonları da takımımla dağda haritalı taktiksel hem beden hem beyin gücünü bir arada kullanabileceğiniz antrenmanlar oluyor. Yarışma haftası hem hazırlıkla hem de eksiklerini tamamlamakla geçiyor. Bütçe, ekipman, yemek hazırlıları tamamlandığında konaklamanız ayarlandığında yarışacağınız şehre doğru yolculuk başlıyor. 

* Şu anda ülkemizi temsil edeceğiniz bir organizasyon var mıdır?

Şu anda kayakla oryantiring milli takımındayım. Rusya da gerçekleşmiş olan Avrupa şampiyonasına katılım gösterecek ülkemizdeki durumlar ve virüs faktöründen ötürü katılım sağlayamadım. Spor organizasyonlarının askıya alınmasıyla birlikte bizler için zorunlu bir sezon kapanışı oldu. En kısa zamanda ülkemizdeki bu zorlu süreci atlatarak birçok organizasyonda ülkemizi temsil edeceğim. Hazırlıklar hız kesmeden devam ediyor.

* İzmir’deki bisiklet kullanımını nasıl görüyorsunuz. Özellikle kadınların ilgisinden bahsedebilir misiniz?

İzmir birçok şehre göre bisikleti bir ulaşım aracı olarak görüyor. Belediye başkanımızın bu konudaki çalışmaları ve farkındalıklarının etkisinin büyük olduğunu düşünüyorum. Bizler için sahil şeridi boyunca yapılmış olan alan ciddi bir alan, bu alanda birçok bisikletli sürüş yaparak hem eğlenebiliyor hem de antrenman yapabiliyor. Ben antrenman yaparken genellikle birçok kişiye denk geliyorum. Ciddi anlamda yaşadığım şehirde bu bilince sahip insanların olması beni çok mutlu ediyor. En çok hoşuma giden şey de kilometrelerce yol yapıyorsunuz, saatlerce bisiklet selesinin üzerinde oturuyorsunuz, nabzınız hızlı hızlı atıyorken karşıdan gelen bir bisikletli sizi tanımasa bile selam veriyor. Bisikletliler arası ayrı bir haberleşme kanalı var bence tanıdık tanımadık herkese selam vermek o kadar hoşuma gidiyor ki, bu bilinç ciddi anlamda önemli. En önemli ve dikkat çeken şeylerden biri de anneler; çocukları için bisikletleri arkasında oturak alarak çocuklarıyla sahil boyu hem eğlenebiliyor hem de spor yapıyor. 

Bu ciddi mutluluk verici bir bilinç. Tabi her şey bu kadar mükemmel mi? Arada sırada havayı güzel gören bilinçsiz İzmirliler de yok değil. Bisiklet yollarında avare avare yürüyüp hız kestiren sorumsuzca davranan abilerimizi ablalarımızı da unutmamak gerek. 

* Son olarak eklemek istediğiniz konular veya vermek istediğiniz mesajlar var mıdır?

Spor ve spor bilinci ciddi anlamda önem taşıyor. Sağlık için spor en önemli ihtiyaç ve şu zorlu dönemleri atlatınca herkesi bisiklet tepesine sahile davet ediyorum. Kilometrelerce yol yapalım hep birlikte sürelim ve bu zorlu süreci atlatmayı bisiklet tepesinde kutlayalım. 

Yorum Yap